SAĞLIKLI CİNSELLİK
ORGAZM NEDİR
Orgazm nedir?
Orgazm, cinsel ilişki sırasında cinsel haz ve zevkin en yüksek olduğu nokta olarak tanımlanabilir. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam başlıca üç aşamanın birbirini izlemesi ile yaşanır. Bu aşamalar cinsel istek, cinsel uyarılma ve orgazmdır. Hem erkek, hem de kadında cinsel haz ancak cinsel isteğin varlığında söz konusudur. Cinsel isteğin ardından başlayan fiziksel temaslar ile cinsel uyarılma başlamış olur. Bu uyarılmanın belli bir frekans ve yoğunlukta olması ile orgazm yaşanabilir.
 
Erkekte de, kadında da orgazm sırasında vücutta bazı fizyolojik değişikler oluşur. Bunlar başlıca nefes alıp verme hızının artması, derin nefes alma, kalp atım hızının ve kan basıncının artması, göz bebeklerinin büyümesi şeklindedir. Heyecanın artması ile cilt kızarır ve terleme başlar. Orgazm sırasında kadınlarda göğüs uçları dikleşir, klitoris ıslanır ve sertleşir. Vajina üst yarısında ritmik kasılmalar oluşur. Benzer şekilde kalçalar, bacaklar, karın ve sırt kasları gibi farklı bölgelerde de kasılmalar yaşanır. Vajina etrafına yerleşen bezler salgı yapar, bu salgılama erkek tarafından salınan spermlerin canlılığının korunarak yumurtanın döllenmesinde katkı sağlamaktadır.
 
İnsan vücudunda çok sayıda cinsel zevkin yüksek hissedildiği erojen bölgeler mevcuttur. Bunlar arasında en çok bilinenleri meme uçları, vajina ve klitoristir. Orgazm genel olarak vajinal ve klitoral orgazm olarak ikiye ayrılabilir.
 
Cinsel ilişki sırasında kadın ile erkeğin aynı anda orgazm olmaları zorunlu değildir. Önemli olan nokta kadının ya erkekten önce ya da erkek ile aynı anda orgazm olma gerekliliğidir. Çünkü erkekler orgazm olduktan sonra ereksiyon (sertleşme) etkinliğini kaybetmeye başlar ve erkeklerin yeniden bir cinsel ilişkiye fizyolojik ve ruhsal olarak hazır olması belli bir süreyi gerektirir. Kadınlar ise aynı cinsel ilişkide bile ardı ardına defalarca orgazm olabilirler.
 
Orgazm bozukluğu ne kadar sık görülür?
Orgazm bozuklukları kadınlarda daha sık izlenmektedir. Bunun toplumsal olarak kadınların yetiştirilme şeklinin daha baskı altında olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Erkeklerde hayatı boyunca orgazma ulaşamama oranı %2’den daha düşüktür ve çoğunlukla altta yatan organik bir hastalık söz konusudur. Kadınların yaklaşık üçte biri hayatı boyunca hiç orgazm yaşamamışlardır, klitoral uyarı olmadan orgazm yaşayanların oranı ise %34 civarındadır.
 
Orgazm sorunlarının nedenleri nelerdir?
Kadınlarda orgazm sorunları özellikle cinsel hayatın yeni başladığı yeni evlilik döneminde yaşanmaktadır. Toplumumuzda özellikle kadınlar üzerinde yaratılmış olan “ilk gece korkusu” nedeniyle cinselliğin bir haz değil de, korku olarak algılanması, hem erkek için, hem de kadın için psikolojik faktörlerin etkisiyle orgazmın yaşanmasını engelleyebilir. Ayrıca enfeksiyonlara bağlı kokulu akıntılar ve tiksinme duygusu da orgazm oluşumuna engel teşkil edebilir. Eğer gebelik planlanmıyorsa ve güvenilir bir doğum korunma yöntemi kullanılmıyorsa, kadınlarda hamile kalma korkusu da cinsel ilişkiden kaçınma ve kaygı nedenleriyle orgazmın oluşmasını zorlaştıracaktır. Kadın yaşının ilerlemesi ile gelişen vajinal kuruluk da cinsel haz ve isteği azaltacaktır.
 
Ne zaman doktora başvurmalıyım?
Orgazm olamamak ile cinsel ilişkiden zevk alamamak farklı durumlardır. Eğer cinsel ilişkiden zevk alınmıyorsa, orgazm da yaşanamamaktadır. Ancak tersi her zaman geçerli değildir. Birçok kadın orgazm yaşamadıkları cinsel ilişkilerinde bile zevk alabilmektedirler.
 
Jinekolojik değerlendirmeyi gerektiren durum, normalin dışında bir değişiklik olması sonucu cinsel ilişkiden memnun kalmama halidir.
 
Birçok kadın için orgazm ulaşılabilir ama elde etmek için uzun süre uğraş gerektiren bir durumdur. Orgazm, cinsel arzu ve uyarıyı içeren karmaşık bir olaydır. Uyarıcı hareketler ve cinsel ilişkinin yapılma şekli ve süresi kadının özel beklentilerine yönelik olmalıdır. Orgazm sorunu yaşayan çiftlerle görüşme sırasında erkeğin bu beklentiler hakkında daha fazla bilgi sahibi olması birçok çiftte orgazm problemini çözecektir. Cinsel ilişki öncesi veya sırasında klitorise yapılan uyarılara rağmen başarıya ulaşılmaması durumunda mutlaka dikkatli bir inceleme yapılmalıdır.
 
Orgazm bozukluklarının tedavisi nedir?
Orgazm bozuklukları fiziksel ve fiziksel olmayan nedenler olarak ikiye ayrılır. Fiziksel nedenler olarak “disparoni” olarak adlandırılan “ağrılı cinsel ilişki”ye yol açan hastalıklar ön plandadır. Vajinal ve diğer genital sistem enfeksiyonlarına bağlı gelişen hassasiyet, rahim içi doğum kontrol araçlarının olumsuz etkileri sıklıkla cinsel ilişki sırasında ağrı hissedilmesine neden olurlar. Benzer şekilde özellikle menopoz döneminde oluşan vajinal kuruluk da kayganlığın azalması nedeni ile ağrıya yol açabilir. Bunların dışında “endometriyozis” en sık “ağrılı cinsel ilişki” nedeni olan hastalıktır. Ayrıca yaşa ve geçirilen gebeliklere bağlı olarak oluşan organ sarkmaları da cinsel ilişkide isteksizliğe neden olabilir.
 
Fiziksel olmayan nedenler arasında eşler arasındaki problemler, depresyon, öfke veya cinsel ilişkiye konsantrasyonu engelleyen diğer psikolojik faktörler bulunabilir. Kadınların cinsel ilişki öncesi uyarılmayı arttırıcı sürecin yeterince yaşanmaması da en sık orgazm bozukluğu nedenidir. Bazı kadınlar için cinsel ilişki sırasında kendilerini bırakmaları, belki de kontrolü kaybetmeleri endişesi ile, eşe bağımlılık anlamına geldiği düşüncesi de orgazm yaşanmasını engellemektedir.
 
Orgazm problemi yaşayan çiftlerin öncelikle jinekolojik açıdan değerlendirilmeleri gerekmektedir. Çünkü psikolojik nedenlerin ortaya konulabilmesi için öncelikle organik bir problemin olmadığı gösterilmelidir. Yapılacak değerlendirme ile tüm olası nedenler tek tek araştırılmalı, cinsel ilişkiyi olumsuz etkileyebilecek ilaçlar gözden geçirilmelidir.
 
Psikolojik faktörlerin ön planda düşünüldüğü kadınlarda jinekolog ve psikologlar bir arada çalışarak bu durumun ortadan kalkmasını sağlamalıdırlar. Belli bir süre sürmes gereken terapiler ve ilaç desteği ile bu sorun tamamen alışarak, sağlıklı bir birlikteliğin önündeki önemli bir engel geride bırakılmalıdır.
 
VAJİNİSMUS – CİNSEL FOBİ
Toplumumuzda cinsel eğitim eksikliğine bağlı olarak cinsel fonksiyon bozuklukları oldukça sık izlenmektedir. Vajinismus her 100 kadından ikisinde saptanan, toplumdaki en sık görülen cinsel fonksiyon bozukluğudur. Vajina girişini çevreleyen kasların istemsiz olarak kasılması sonucu oluşan vajinismus, sadece cinsel birleşmeye değil, jinekolojik muayeneye de engeldir. Vajinismusun altında yatan en önemli sebep korkudur. Bilinç altında yaşanan fiziksel ve ahlaki korkular kişinin cinsel birleşmeyi istemesine rağmen gerçekleştirememesine neden olmaktadır. Bir açıdan bakıldığında vajinismus “cinsel fobi” olarak da kabul edilebilir.
 
Toplumda bu derece sık görülen, evlilik ve kişiler arası ilişkilerin sağlıksız ilerlemesine yol açan vajinismus tedavi edilebilir bir hastalıktır. Hastalar öncelikle organik bir nedenin ortaya konulabilmesi ve tedavisinin sağlanması açısından jinekologlar tarafından değerlendirilmelidir. Organik bir patoloji saptanmayan hastaların, profesyonel psikolojik destek almaları sağlanmalıdır
 
VAJİNAL ESTETİK
Her kadın için güzellik her dönem vazgeçilmez bir istek olmuştur. Özellikle son yıllarda “estetik ve güzellik” adına birçok cerrahi yaklaşım günlük pratikte kendine geniş yer bulmaktadır. Ancak tüm bu estetik cerrahileri içinde belki de en masum olanı vajinal estetiktir. Vajinal estetik cerrahisi sadece kozmetik beklentiler nedeni ile uygulanabilmenin yanı sıra fonksiyonel kazanımlarda sağlamaktadır.
 
Özellikle tekrarlayan ve güç gerçekleşen doğumlar sonrası, ilerleyen yıllarda yaşlanma ile birlikte rahim, idrar torbası ve bağırsakların vajina içine doğru sarkmaları çok sık görülmektedir. Bu durumların varlığında hasta için idrar kaçırma, kasık ağrısı gibi şikayetler, kozmetik beklentilerin önüne geçmektedir.
 
Vajinal sarkmaların neden olduğu durumlar dışında geçirilmiş normal doğumlar sonrası oluşan dikiş izleri de hem kozmetik sorunlara hem de cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olabilmektedir. Vajina girişinde oluşan Bartolin kisti gibi hastalıklarda da yapılan cerrahiler sonrası da, doğum dikişlerinin iyileşmesi sırasında oluşan “fibrotik” dokular vajina girişinde görünüm bozukluğuna ve cinsel ilişki sırasında cinsel haz kaybına neden olabilmektedir. Kliniklerimizde tüm bu durumlarda olduğu gibi fonksiyonel beklentilerle uygulanan “vajinal rekonstrüksiyon” adı verilen “yeniden yapılandırma” prosedürleri başarı ile uygulanmaktadır.
 
Ayrıca bazen kadınlar sadece kozmetik beklentilerle vajinal estetik için başvurabilmektedirler. Özellikle vajina girişinde bulunan küçük dudakların (labia minor) normalden geniş ve sarkık olması nedeni ile oluşan görünüm kadınlar rahatsız edebilmektedir. Küçük dudaklar (iç dudak olarak da adlandırılmaktadır) normalden uzun olmasından huzursuz olan kadınlar cinsel hayatlarında psikolojik olarak olumsuz etkilenebilmektedirler. Hatta bu estetik bozukluk bazen kadınların dar pantolon, bikini, mayo gibi bazı giysilerde fark edilebilir görüntülere yol açabilmektedir. Cinsel ve sosyal hayatta kadının özgüveninin kaybolmasına neden olabilen bu durum basit bir cerrahi işlem ile düzeltilebilmektedir.
 
Labioplasti operasyonu nedir?
Doğuştan gelebiln ya da ergenlik yıllarında ortaya çıkabilen, vajina girişindeki küçük (iç) dudakların uzayan, sarkan ve düzensizleşen görüntüsünün cerrahi olarak düzeltilmesidir. Bazı hastalarda ise “labial asimetri” olarak tanımlanan, bir küçük (iç) dudağın diğerine göre daha uzun veya faklı yapıda olması nedeni ile de labioplasti cerrahisi uygulanabilmektedir. Labioplasti son yıllarda cinsel estetik operasyonları arasında en çok talep gören ve yer alan operasyonlar arasındadır.
 
Labioplasti cerrahisi genel veya lokal anestezi ile yapılabilmektedir. Yaklaşık 30 dakika süren operasyonda uzamış, düzensiz, sarkık ve geniş görünümde olan küçük (iç) dudaklar düzeltilmekte, sonrasında da estetik dikişler ile doku bütünlüğü sağlanılmaktadır. Ayrıca cilt üzerinde kahverengi veya siyah renk değişimleri de varsa cerrahi sırasında bu alanlarda çıkarılarak işlem tamamlanmaktadır.
 
Kızlık zarı (hymen) ve vajinanın dış kısmında kalan küçük (iç) dudakların cerrahisi sırasında bekaret bozulması ya da gelecekte cinsel ilişki sırasında ağrı yaşanma riski yoktur. Operasyon sonrası birkaç saat dinlendirilen hasta aynı gün sosyal ve iş hayatına dönebilmektedir.
 
GEBELİKTE CİNSEL İLİŞKİ
Hamilelik dönemi, tüm kadınlar için hem fiziksel, hem de psikolojik olarak hayatlarının en karmaşık süreçlerinden biridir. Fiziksel olarak da, hormonal olarak da yoğun değişim yaşanan bu dönemde, hamile kadınlar bir yandan bu değişikliklere uyum sağlamaya çalışırken, diğer yandan da çevrelerinden gelen doğru ya da yanlış birçok yönlendirme ile karşı karşıya kalırlar. Cinsel hayat konusunda normalde bile birçok asılsız bilgi söz konusu iken özellikle hamilelik döneminde bu yanlış yönlendirmeler doruğa ulaşmaktadır.
 
Cinsel hayat sona ermeli mi?
Hamilelik dönemi bir hastalık değil, hayatın fizyolojik bir dönemidir. Dolayısıyla anne adaylarına hasta muamelesi yapılması gereksizdir. Ancak bu dönem hem anne adayı için, hem de bebek için bazı risklerin bizi beklediğini de unutmamak gerekir. Bu risklerin arttığı dönemlerde müdahalelerde bulunmak, sorunu çözmek, ardından da sağlıklı hamilelik sürecini takibe devam etmek en doğrusu olacaktır.
 
Bu yaklaşım doğrultusunda hamilelik süresince cinsel ilişkinin yasaklanması yerinde bir karar olmayacaktır. Bebeğin yerleştiği rahim boşluğu ile cinsel ilişkiye girilen vajina aynı organ değildir. Vajina ile rahim arasında yer alan anatomik ve kimyasal bariyerler nedeni ile cinsel ilişki sırasında bebeğe zarar vermek söz konusu olamaz. Cinsel ilişki sadece yapılan kontrollerde düşük riski yüksek saptanan, sularının geldiği izlenen ya da vajinal kanama şikayeti bulunan hamilelerde kısıtlanmalıdır. Yapılan birçok bilimsel araştırma göstermiştir ki, sağlıklı anne adaylarında cinsel ilişkinin düşük, erken doğum, gebelik zehirlenmesi, su kesesinin erken açılması gibi sorunlara yol açmamaktadır. Buna benzer şekilde toplumdaki yaygın inanışın tersine hamilelik sırasında yaşanan orgazmın da anne ve bebek sağlığı açısından olumsuz bir etkisi yoktur.
 
Hamile eşleri nelere dikkat etmeli?
Baba adayları için dikkat etmeleri gereken en önemli nokta anne adaylarının psikolojileridir. Özellikle erken hamilelik döneminde bulantıların da arttırdığı bir halsizlik, sersemlik ve uyku hali söz konusudur. Bu nedenle bu dönemde anne adayının cinsel ilişkiden uzaklaşması ve cinsel isteksizliğine oluşabilir. Bu çok doğal ve aynı zamanda geçici bir süreçtir. Baba adaylarının böyle durumlarda yardımcı ve anlayışlı olması sürecin daha kolay geçirilmesini sağlamaktadır. Gebeliğin dördüncü ayından sonra hormonal değişiklikler ile anne adayı daha enerjik, mutlu ve heyecanlı hale gelmektedir. Bu aylar hamile kadınlar için cinsel isteğinin (libido) en yüksek olduğu dönemdir. Hamileler, bu dönemde genital organlardaki kanlanma artışı sayesinde daha kolay uyarılır ve daha kolay orgazma ulaşabilir. Ancak bebeğin büyümesi ile değişen vücut şekli cinsel ilişki sırasında yeni gereksimleri beraberinde getirir. Anne adayının karnının büyümesi ile bazı fiziksel kısıtlamalar başlar. Cinsel ilişki sırasında kadının karının rahat olacağı pozisyonlar tercih edilmeli, bebeğin sıkışmamasına dikkat edilmelidir.
 
Gebeliğin tadına varmak gerekir
Sonuçta hekim tarafından aksi bildirilmedikçe hamilelik süresince cinsel ilişki bebek ve anne adayı için zararsızdır. Herhangi bir tıbbi probleminiz saptanmadığı durumda cinsellik yaşamaktan çekinmek gereksizdir. Hamilelik, normal hayatınızı devam edebileceğiniz ve kadın olarak yaşayacağınız en güzel ve özgün deneyimdir. Anne adayı hayatının bu özel döneminin tadını çıkarmalıdır.
 
VAJİNAL KURULUK
Vajina dış genital bölgeden rahime kadar uzanan, 9-14 cm uzunluğunda bir kanaldır. Vajinanın ön ve arka duvarları birbiriyle temas halindedir. Günlük yaşantıda vajina içinde bulunan fizyolojik akıntı sayesinde ön ve arka duvarların birbiri ile sürtünmemekte ve böylece travmatize olması önlenmektedir. Cinsel ilişki sırasında vajina duvarları arasında ilerleyen erkeklik organı (penis) da sürtünme oluşturur. Cinsel ilişki sırasında daha fazla bir miktar akıntı oluşmazsa vajina duvarlarında tahriş meydana gelecektir.
 
Vajinanın yetersiz akıntı nedeniyle oluşan duruma ”vajinal kuruluk” adı verilmektedir. Başlıca iki tip vajinal kuruluktan söz edilebilir:
•Normal zamanlardaki kuruluk
•Cinsel ilişki esnasında yaşanan kuruluk
 
Vajinal kuruluk neden olur?
Normal vajinal akıntı östrojen hormonu etkisindedir. Dolayısı ile oluşan vajinal kuruluğun en sık nedeni östrojen yetmezliğidir. Özellikle östrojen hormon seviyelerinin düşük olması ile menopoz döneminde vajinal nemlilik azalmaktadır.
 
Menopoz dönemi dışında, süt salınımını sağlayan prolaktin hormonu yüksekliği de vajinal kuruluğa yol açabilmektedir. Bu nedenle bu hormonun yüksek seyrettiği hamilelik ve lohusalık dönemlerinde vajinal akıntı azalmaktadır. Ayrıca prolaktinoma (prolaktin hormonu yüksekliği ile seyreden hastalık) gibi patolojik durumlarda da vajinal kuruluk oluşabilmektedir.
 
Bir diğer vajinal kuruluk nedeni ise vajinal enfeksiyonlardır. Enfeksiyon varlığında vajinada fizyolojik akıntı azalacak, hem de enfeksiyonların tedavisi için uygulanan fitiller de kuruluğa yol açacaktır.
 
Sadece cinsel ilişki sırasında yaşanan vajinal kuruluğun en sık görülen nedeni ise cinsel ilişki sırasında kadının yeterince uyarılmama durumudur. Cinsel haz durumda erkeklerde ereksiyon adı verilen sertleşme gelişirken, kadında ise normal vajinal akıntıda artış gözlenir. Eğer cinsel ilişki kadın yeterince uyarılmadan başlarsa, vajina yeterince ıslanamaz, erkeklik organının (penis) ilk giriş anında ve cinsel ilişki süresince ağrı duyulabilir.
 
Vajinal kuruluk ne zaman sorun olarak kabul edilmeli?
Vajinal kuruluk sorunu; kadınların cinsel ilişkiden kaçınması, orgazm yaşayamaması, eşinden uzaklaşması gibi problemlere neden olabilir. Eğer ki kadın cinsel ilişki sırasında ağrı hissettiğinden söz ediyor veya yapılan jinekolojik değerlendirmede vajinada tahriş tespit ediliyorsa, bu durum vajinal kuruluk açısından değerlendirilmelidir. Bazı kadınlarda da ise vajinada yeterli sıvı akıntısı olmasına rağmen yeterince kayganlaşmama şikayet nedeni olabilir.
 
Tüm bu nedenlere bağlı olarak hekime başvuran hastaların östrojen yetmezliği açısından incelemesi yapılmalı, hastalar enfeksiyon bakımından kontrol edilmelidir. Vajinal kuruluğa yol açan nedenin ortaya konulması uygun tedavinin başlanabilmesini sağlayacaktır. Bazen hiçbir neden bulunamadığı durumlarda cinsel iliki öncesi uygulanacak vajina kayganlaştırıcı fitiller ile vajinal kuruluk önlenebilmektedir.
 
VAJİNAL TAMPON
Vajinal tamponlar, menstrulasyon kanamasının vücut dışına atılmadan vajina içinde emilmesini sağlayan pamuklu ürünlerdir. Bu tamponlar sıklıkla denize ve havuza girilen yaz aylarında tercih edilen, silindirik şekilleri sayesinde tamponlar rahatça yerleştirilebilen ürünlerdir.
 
Vajinal tamponlar riskli midirler?
Eğer kurallarına uygun davranılır ve gerekli hassasiyet gösterilirse tampon kullanımı oldukça güvenlidir. Toplumda vajinal tampon kullanımı hakkındaki en sık kaygı tamponun yerleştirilmesi ile ilgilidir. Birçok kadın tamponu yanlış yerleştirmekten doğabilecek sıkıntılardan çekinmektedir. Aslında tampon kullanımında yaşanabilecek sorunlar yanlış yerleştirilmesinden çok yanlış zamanda geri çekilmesinden oluşmaktadır. Vajinal tampon yerleştirilmesi sırasında yapılan hatalar ile yaşanılacak en ciddi sıkıntı vajinal tamponun kanı sızdırmasıdır. Bunun yanı sıra vajinal tamponun geri çekilmenin geciktirilmesi ile hayatı tehdit edebilen, toksik şok sendromu adı verilen tablo oluşabilir.
 
Toksik şok sendromuna aslında vücudumuzda ve çevremizde sıkça yer alan bir bakteri olan stafilokokların salgıladığı toksinler ile bir nevi kan zehirlenmesi tablosudur. Bu durumda böcek-yılan sokması benzeri bulgular oluşmaktadır. Ani yükselen ateş, bulantı-kusma, kas ağrıları, halsizlik, baş ağrısı ve üşüme-titreme sıklıkla görülen belirtilerdir.
 
Toksik şok sendromundan kaçınma yolları nelerdir?
Vajinal tampon kullanırken dikkat edilecek birkaç basit kural bu tablonun görülme riskini çok azaltır. En önemli kural vajinal tamponun yerleştirilmesinden 4-8 saat sonra mutlaka geri çekilmesidir. Bu durumda toksik şok sendromu riski sıfıra yakın olmaktadır. Toksik şok sendromunun görüldüğü hastaların en sık yaptığı hata vajinal tampon ile gece uyumaktır. Bu durumda tampon uzun süre vajinada kaldığı için risk de artacaktır.
 
Dikkat edilmesi gereken diğer hususlar adet kanaması için yeterli olacak en küçük boyuttaki tamponun tercih edilmesi, aynı anda birden fazla vajinal tamponun yerleştirilmemesi ve kanama haricinde vajinal akıntı nedeni ile tampon kullanılmamasıdır.
 
Vajinal tampon nasıl yerleştirilmelidir?
Vajinal tamponlar parmak uçları kullanılarak rahatça vajinada ilerletilebilirler. Tampon doğru yerleştirildiğinde kadınlarda herhangi bir rahatsızlık oluşturmamalı ve kadınlar tamponun varlığını hissetmemelidir. Eğer bir şekilde rahatsızlık mevcutsa bu durum en sık tamponun yeterince derine yerleştirilememesinden kaynaklanmaktadır. Çoğu zaman kadınlar vajinal tamponun derinlere kaçmasında çekinirler. Bu son derece yersiz bir kaygıdır. Tampon ne kadar derine itilirse itilsin, karın içine kaçmayacaktır. Bu nedenle tampon iyice itilmeli, sadece tamponun ipinin vajina dışında bırakılmasına dikkat edilmelidir. Bu ip tamponun geri çekilmesinde kolaylık sağlaması içindir, ancak ipin vajinaya kaçması durumunda bile, tampon kolayca geri alınabilir. Eğer ki tampon geri alınamıyorsa, en kısa sürede jinekologa başvurmak gerekir. Hekimler her zaman vajinal tamponları kolayca geri çekebilmektedirler.
 
Vajinal tampon uygulaması tuvalete gidilmesine engel midir?
Vajinaya yerleştirilen tampon idrar çıkış deliğini ve anüsü kapatmamaktadırlar. Dolayısıyla vajinaya yerleştirilen tamponlar tuvalate gidilmesine engel oluşturmazlar. İyi yerleştirilmiş vajinal tamponlar idrar ve dışkı ile temas etmeyecekleri için tuvalete gittikten sonra da vajinal tamponunun değiştirilmesine de ihtiyaç duyulmamaktadır.
 
Tampon uygulaması vajinal enfeksiyon riskini arttırır mı?
Hijyen kurallara uygun davranıldığında (uygulama öncesi eller mutlaka yıkanmalıdır) vajinal tamponlara bağlı gelişen enfeksiyon riski çok düşüktür. Ayrıca bu tamponlar adet kanının hava ile temas ettiğinde oluşan kötü kokunun da oluşmasını engelleyerek, bu özel günlerde kadınlara konfor sağlamaktadırlar.
 
VAJİNAL TAMPON UYGULAMASI SIRASINDA ASLA YAPILMAMASI GEREKENLER:
* Vajinal tamponlar asla 8 saatten uzun uygulanmamalıdır.
* Gece yatarken tampon uygulanmamalıdır.
* Aynı anda birden fazla tampon uygulanmamalıdır.
* Vajinal akıntı nedeni ile tampon kullanılmamalıdır.
* Vajinal tampon varlığında cinsel ilişkiye girilmemelidir
 
Gebelik
Doğum
Cerrahi Girişimler
Kürtaj
Kanser Taraması
Sağlıklı Cinsellik
Menopoz
 
 
SPESİFİK KLİNİKLER
 
 
Acil Görüntüleme Kliniği
Girişimsel Radyoloji Kliniği
Kadın Sağlığı Görüntüleme Kliniği
Kanser Görüntüleme Kliniği
Pediadrik Görüntüleme Kliniği
 

 
Bu websitesinde yer alan bilgiler tedavi ve tavsiye amaçlı olmayıp sadece bilgilendirme amaçlı olarak yayınlanmaktadır. Tedaviye ihtiyavıcız olduğu durumda tıbbi destek almak için doktorunuza başvurunuz.
SİZİ ARAYALIM
 

 
Her konuda bilgi almak için, bilgilerinizi bırakın, biz sizi arayalım.